Üyelik Girişi
fenciyim
Anket
DERS SAYILARININ AZALTILMASI FİKRİNE KATILIYORMUSUNUZ?
Site Haritası

Verimli Ders Çalışma Öğretme ve Öğrenme

VERİMLİ  DERS  ÇALIŞMA-ÖĞRETME VE  ÖĞRENME ÇALIŞMA

TEKNİKERİ VE ÖĞRENME VERİMİNİ GELİŞTİRME

Okulda öğrencilere verilen bilgileri sınıflandırırsak şunlar aklımıza gelir. İki öge, sözcük, olay yada eylem arasındaki ilişkiler, (2x2 = 4 , Marmara Bölgesi’nin en yüksek dağı Uludağ’dır. Bir yılda on iki ay vardır, Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı Atatürk’tür. Mayıs, Ulaabat, İznik, Sapanca, B.Çekmece Marmara Bölgesi’nin gölleridir. Vb. Kavramlar, kavramlar arasındaki ilişkileri belirleyen ilke ve kurallar, problem çözme, duyu organlarının zihin ve kasların birlikte çalışmasını gerektiren davranışlar (yürüme, konuşma, spor yapma, yazma, model uçak yapma vb.) ve duygular (doğayı koruma, derslere karşı olumlu tutumlar geliştirme, bilinci insan sevgisi vb.)
Bu bilgiler , beceriler verilirken analiz yapma, yorumlama anlama, parçadan bütünü, bütünden parçayı, görebilme çıkarım yapma, dikkat becerisi kazanma, metinlerdeki gizli anlamları yakalayabilme, verilen bilgileri başka durumlara uyarlayabilme, karşılaştırma gibi özelliklerde kazandırılmalıdır. Bir deöğrencinin gelişim süreci var. İnsanın doğuştan getirdiği özellikler, yaşadığı deneyimler , ailenin , okul arkadaşları ve diğer etkileşimde bulunduğu ortamları, iletişim araçları vb. Gelişim sürecinde etkilidir. Okulun amacı hayata hazırlamaktır. Bir öğrencinin hayatta kendime güvenen, ayakları üstünde durabilen, diğer insanlarla iyi ilişkiler kurabilen, sosyal ve kültürel yönden gelişmiş, olumlu davranış özelliklerine sahip, katılımcılığı benimsemiş, zamanını kullanmasını bilen, sistemli, üretici, sorumluluk duygusuna sahip, sağlıklı bireyler olması arzu edilir.
Okul yönetimleri, öğretmenler, veliler, öğrenciler öğretimden en yüksek
verimi almayı arzu ederler. Biz de öğrenme verimini arttırmak üzere 1999, 2000 Bursa Özel Nilüfer Anadolu Lisesi 7-B sınıfında bir model geliştirdik. Bu modelde öğrenciler zamanlarını planladılar. Günlük 80-90 dakika arası ders çalışma süresi hedeflediler. Bunu 45+45 veya 30+30+30 gibi sürelere böldüler. Yapmak istedikleri şeyleri ödül olarak belirlediler. Belirledikleri saatte yapmaya özen gösterdiler. Yaptıkları çalışmaları bir çizelgeye kaydettiler. Ders çalışma ve öğrenme verimini arttırma yöntem ve tekniklerini öğrendiler kendilerine uygun olanları kullandılar. Başarılı bir uygulama oldu. Bugüne kadar öğretmenler, anne ve babalar hatta üst kat komşularımız, köşedeki bakkal, şehirlerarası yokculuklarda yanımıza oturanlar, TV’lere çıkan uzmanlar hep bize “oğlum/kızım çalış” dediler.
Biz de dersleri pek ciddiye almadık, ödevlerimizi arkadaşlarımızdan aldık ya da kaba tabirle uyduruk karalamalarla göstermelik ödevler yaptık. Bunları yapmadığımızı velimiz sorunca ödevim yok yada bitti dedik. Bunları yapmadığımız gibi kültürel, sosyal ve sportif etkinliklerde de bulunmadık. Ama sınavlar yaklaştımı paniğe kapıldık agresif tavırlar sergiledik. Çevremizi de huzursuz ettik. Ya da bir başkası saatlerce çalışmasına rağmen istediği verimi elde edemedi.
Ama öğrenmeyi öğrenme, stress yönetimi, zamanı planlama, metodik ders çalışma teknikleri vb. Kavramlarla yakınlaşanlar birazcık da irade ile daha emin adımlarla yurüyorlar, velileri daha metin ve rahat, öğretmenleri ise onların başarısının manevi hazzını tadıyor.
Öğrenme bizim farkında olmadığımız bir süreç. Ruh halimiz, isteğimiz, bilginin sunuluş biçimi yeterli oksijen vb. Almamız yeterli oksjen almamız, öğrenme sürecinde etkili.
Öğrenmenin en büyük engeli stresstir. O yüzden öğrenci stressten ve kaygılarda uzak durmalı. Beynine göndereceği mesajlarla kendini rahatlatmalıdır. Bu orada dengeli beslenmede beynin çalışmasında önemlidir. Uyku düzeni de unutulmamalıdır. Beden ve ruh sağlığı öğrenme sürecinde çok önemli. Ne kadar çok duyu organımızla bilginin girişi yapılırsa o kadar çok öğrenme artar. İlgimizi çeken bir konuysa beynimizin alıcıları daha çok açık olur. Öğrenilen konunun önemli olduğu düşünülmelidir. Aldığı bilgiyi eski bilgilerle birleştirirse beyinde daha kolay hafızaya aktarır. Bir iblgi ne kadar çok tekrar edilirse, çok değişik kanallardan beyne kaydedilirse bu yığılma etkisi yapar ve performansı arttırır.
Bir de şöyle öğrenciler vardır, derslerinde başarılıdırlar, ödevlerini yaparlar, düzenli kitap okuma alışkanlıkları vardır, bir müzik aleti çalarlar, güzel sanatlarla ilgilidirler, sporla ilgilidirler, bazıları spor kluplerine devam etmiştir, örnek davranışlar sergilerler.
Bu öğrencilerin 3-4-5 yaşlarında bu özellikleri önemli oranda oluşmuştur. İnsanın zihinsel ve sosyal gelişimi bu yaşlarda tamamlanır. Okul ana baba okulu adlı Buttim’de bir seminer düzenlemişti.
Oradaki konuşmacı Adnan Kulaksızoğlu sorunlar ergenlik döneminde ortaya çıkmaz. Mevcut sorunlar belki farkına varılır demişti. Bir veli şunu diyebilir” benim çocuğum 3-4-5 yaşlarında bu özellikleri kazanmadı. Biz treni kaçırdık mı?” Tabii ki hayır ama bu özellikleri kazananlar da bir davranış biçimidir. Asansör ve yürüyen anahtar veya şifre ile çalışan merdivenleri kullanıp istenilen noktaya ulaşabilirler. Bu onlarda bir davranış biçimi , diğerleri ise merdivenleri kullanıp yukarıya çıkabilirler. Bu biraz zordur yarı yolda kalınabilir. Ama ve kolay ki bir yemek yerden bile çiğnemeden yutmuyoruz. Her lezzetin bir zahmetin külfeti var.
Birinci dönem bitmişti, yarıyıl tatiline girdik, kişisel gelişim tarzı bir kitap almıştım. Bir solukta bitirdim. Sonra düşündüm üniversitede öğrendiklerimi, hayatın bana öğrettiklerini, yazılı kaynaklardan okuduklarımı birleştirip bir çalışma modeli ortaya koyabilirim. Kolay anlaşılır, madde madde cümleler yazdım. 2. Dönem başladı bunları öğrencilere verdim. Velileri okula çağırdım. Bir akşam yemeğinde bir araya geldik. Onlara 2.dönem başında itibaren meseleye daha ciddi yaklaşmamız gerektiğini anlattım. Modelde ilgili bilgi verdim. Onlar da meseleye olumlu yaklaştılar. Zaten veliler desteklemese, öğrenciler sevmese, inanmaya bu iş zor olur. Veliler, “ben her türlü ihtiyacını karşılıyorum, hiçbir sıkıntısı yok, benim üstüme düşen vazifeyi yaptım.” Diyebilirlerdi. Ama bu bilinçli velinin programda çok ümitliydim, gençler yetişkinlerin sözlerinden çok yaşıtlarından etkilenirler, toplumda yer edinmek isterler. Grup psikolojisi ile birbirlerinden etkileneceklerdi. Hep birlikte başarmayı isteyeceklerdi.
Daha sonra velileri evlerinde
ziyaret etmeye başladım. Programı anlattım. Öğrenciye göre şekillendirdik. Çünkü her öğrencinin farklı öğrenme tarzı vardır. Kasarlar alınırken öğrenci, veli, öğretmen birlikte karar alındı. Üçlü görüşmeler çok faydalıdır. Çünkü karar öğrencinin kendi kararıdır, kendi kararı olduğu için sahip çıkar, çocuklarımıza katılımcılık ve sorumluluk duygusu da aşılanmalı. Programda belirli bir yatış saati belirtiyorlardı. Öğrenci bir saat söylüyordu, bazı veliler de öğrencinin söylediği saati geç buluyor ve ikisinin arası bir saatte anlaşılıyordu. Ziyaretine gitmeye fırsat bulamadıklarını telefonla arayarak bilgi verdim. Bir iki hafta sonra Akşam Gazetesi’nde teslim Kazasker’in “Zamanı Planlamak” adıl yarısı çıktı. Oradaki bilgiler benim verdiğim bilgilerle üstüste, fotokopi ile çoğaltıp dağıttım, sınıfada bir tane astım.
Bu modella tavsiye edilen teknikeri öğrenciler kendilerine göre yorumlayıp kullandılar. Ruh ve beden sağlıkların dikkat ettiler, zamanlarını planladılar, tabii ki çok katı değil esnek bir program uyguladılar zamanla öğrenciler kendi sistemlerini oluşturdular ve başardılar. Zamanımızı planlamalıyız. Bu günlük zamanımızı planlamak ve ders çalıştığımız zamanı planlamak şeklinde olmalıdır. Programdaki bazı maddeler herkes için geçerli bazıları ise kişinin öğrenme tarzı tercihine göre yorumlanmalıdır.
Öncelikle öğrenci ders çalışmasını engelleyen etkenleri belirlemeli ve çözüm yolları araştırmalı. Engellerden biri de televizyondur, sürekli takip ettiği programları tespit etmeli. Diğer maddeleri uygulamak için istek duymalı. Kendisine bir replik ve slogan bulmalıdır. Bu içinde bir coşku ateşi yakacaktır.
Uyku düzeni öğrenmede çok etkilidir. Kişinin belirli bir yatış saati olmalıdır. Vücudumuzun da bir saati var. Çok gece bir saatte yatılsa ve uyku süresi uzun olsa bile kalktığımızda kendimizi dinlenmiş hissedemeyiz. Diyelim ki saat 23 de vücudumuz dinlenme ihityacı hissetti, ama bir 01.30 a k adar TV seyrettik veya ders çalıştık, ne oldu iki buçuk saat vücut ayakta kalabilmek için aşırı enerji sarfetti ve daha da yorgun düştü. Geç yatmak, sabah uyanmada zorluk çıkaracaktır. Okula gelince uykusuzluk olduğu için öğrenme performansı düşecek vb. Bu bir kere olsa vücut dengeyi sağlar ama bu alışkanlık halini almışsa velinin takibi ve öğrencinin isteğiyle belirli saatte yatmaya alışılmıştır. Önemli olan çok uyumak değil, gerektiği zaman gerektiği kadar uyumaktır. Erken uyanırsak kendimizi zinde hissederiz. Geç uyanırsak bu rehavete, isteksizliğe sebep olur, öğrenme verimi düşer. İstediğimiz şeyi bir ödül olarak yapmalıyız. Diyelim ki çok sevdiğimiz bir dizi var, dersimizi çalışıp ben bunu hakettim diyerek seyretmeliyiz. Uzun süreli ders çalışma konsantrasyonu bozar. Bu yüzden 40-45 dakikalık ders çalışma tavsiye edilir, bir ara verilir ve ikinci bir 45 dakika çalışır. Biz öğrencilerimiz için günlük en az 90 dakikalık bir ders çalışma süresi belirlemiştik. Bu süre az bulunabilir ama çok yüksek hedefler belirleyip yapmaktansa az ama devamlı yapılabilecek olanı tercih ettik. Bu doksan dakikayı öğrenciler 45 dakika çalışma 15 dakika dinlenme 45 dakika çalışma ya da 30 dakikalık üç çalışma ve aradalarda ona dakikalık dinlenmeler şeklinde uyguluyorlardı.
Arzu eden bu süreyi uzatıyordu. Öğrenci ve veliler bir buçuk saate kendilerini şartlandırmıştı. Bir gün bir veli ile görüşüyorduk. Öğrencinin mutlaka bir buçuk saatlik çalışmasını yaptığını zamanını ona göre planladığını ve ondan sonrna TV deki sevdiği programını izlediğini söyledi. 45 + 45 yada 30 + 30 + 30 luk sürede öğrenciler ödevlerini yapıyor ve sınavlara hazırlanıyordu. Bir de bazı çocukların ders çalışmak olarak görmediği kendini geliştirme çalışmaları var. Bunu zorunlu tutmamıştık. Bir 45 dakikayı da buna ayırmalarını ama tavsiye etmiştik. Zaten hedefi olan insan düzeni çalışma ya istiktan sonra bunları kendiliğinden yapacaktır. Burada ders tekrarı yapmalarını İngilizce kitaplar okumalarını, Fen Bilgisi ve Matematik dersleri ile ilgili değişik kaynaklardan soru çözmelerini, Tarih, Coğrafya, Din Kültürü gibi derslerin eski konularını tekrar etmelerini vb. Çalışmalarda bulunmalarını tavsiye ediyorduk.
Dinlenme aralıkları beyine öğrendiklerini özümseme fırsatı tanır. 3-4 farklı renkte kalem kullanmak , sıkılmayı önler. Üst üste aynı ders çalışılmamalıdır,. İlk bölümde A, ikinci bölümde B üçüncü bölümde C dersi gibi. Ama A dersin uzun süre ayrılması gerekiyorsa ilk bölümde A ikinci bölümde B dersi üçüncü bölümde tekrar A dersi gibi olabilir. Beyin sürekli aynı dersi çalışırsa kişi sıkılabilir ve dikkati dağılır.
Beynimiz yorulmaz ancak hep aynı konuyu çalışmak gerginliğe sebep olur, konsantrasyonumuz bozulabilir. Farklı bilgiler beynin farklı bölgeleriyle ilgili olduğu için beynin o bölgesindeki bilgi girişi durunca o dersle ilgili bilgileri özümseme fırsatı bulur.
Yeni bilgi ile önceki bilgiler arasında bağlantı kurulursa beyin onun önemli olduğuna karar verir ve bilgi kalıcı olur. Çalışan konu bir süre sonra unutulabilir ne kadar çok o bilginin girişi yapılırsa öğrenme performansı artar. Çalışma periyodunun son beş dakikasında o bölümde öğrendiklerine tekrara ayırmalıdır. Böylelikle tekrar sayısı artar hem de ara vermeden önce beyne giren son bilgiler daha kalıcıdır. Çalışmaya başlamadan önce ilk ve son paragraflara göz gezdirilmelidir. Böylelikle konunun ana hatları belirir, böylece beyin anlamlı bağlantılar kurarak girişi yapılan bilgiyi kaydeder.
Artan yayınlarından çıkan “Başarı Üniversitesi Tüm Öğrenciler İçin Metodik Çalışma Teknikleri” adlı kitapta öğrenilen bilginin ilgili olarak tekrar yoluyla kavranmasıyla bir konuyu derste dinleyecek %20 sini aynı konuyu kitaptan okuyarak %40 ını aynı konunun yazılı özetini çıkararak %60 ını aynı konuyu başkasına anlatarak %80 ini kavrarız.
Bu oranlar doğrudur yanlıştır ama tekrarın önemi büyük dinledik, okuduk, yazdık, anlattık bilginin %80’ine sahip olduk. Ayrıca konu bitiminden sonra on dakika içinde bir tekrar yaparsak yığılma etkisi yapar bu o çalışmanın verimini %10 arttırır. O yüzden çalışma periyodu sonunda beş dakikayı tekrara ayırmanız tavsiye edilmişti. Öğretmenlerde o dersten daha iyi verim almak istiyorsa son dakikalarını tekrara ayırmalıdır. Öğrencide bunun beyinde daha iyi yer etmesi için yapıldığını bilmeli, zil ne zaman çalacak sorusundan kendisini uzak tutmalıdır. Bir öğretmeni de motive eder. Öğrencilerinden aldığı olumlu mesajlardır.
Bir de genelde ihmal ettiğimiz bir şeyde eve gidince tekrar. Diyebilirsiniz “bütün bunları ne zaman yapacağız” O günkü derslerde öğrenilenleri tekrar için çok uzun zaman ayırmaya gerek yok, eve geldiğinizde müzik dinlerken, balkonda oturup taze sıkılmış portakal suyumuza yudumlarken derste aldığımız notlara 2-3 dakika göz gezdirmemiz faydalı olur. Okumamız şart değil gözümüz gördüklerinin resmini çekip beyne gönderiyor, zaten konuya aşine olduğu için o resimler hemen gündüz derste öğrenciler bilgilerin yanına gidiyor. Bazı öğrencilerin eğer ev ödevi verilmemişse bir daha o dersin kapağını bir sonraki derste çatığı düşünülürse gerekliliği anlaşılır. Beyinde sürekli bu konuda girdi yapılıyor demek önemli diyerek kalıcı açtırıyor. Bir de bir metni okumadan önce ilk ve son paragraflara yüz atın, önceki bilgilerle bağlantı kurun diyoruz. Beyni öğrenmeye hazırlayın diyoruz. Düşünün “Simple pasttense”in kullanım yerlerini kolayca öğreniyorsunuz ama” presentperfect tense” de biraz zorlanabiliyorsunuz. Neden simple pasttense ile zihninizdeki anadildeki geçmiş zaman kavramı arasında ilişki kurup öğreniyorsunuz. Ama diğer açıkta kalıyor, beyninizde yer etmesi için biraz zaman geçiyor.
Bir sonraki günün derslerine de göz atmalıyız. Gene bunun için fazla zaman ayırmaya gerek yok. Sadece başlıklara, varsa resim, grafik, şema vb. Şeylere göz gezdirmemiz yeter. Tabii vaktiniz varsa ve istiyorsanız daha dikkatli incelemenize engel yok.
Bunun bize ne faydası olacak? Ertesi gün derslerde girdiler yapıldıkça gelen bilgi yabancı olmadığı için beyinde ilgili yere eski bilgiye de tutunarak gidecektir. Hemen böyle bir soru gelebilir, o günkü derslerimize göz gezdirmeyi, ertesi günkü derste içinde konunun paragraflarını, başlığına ve görsel sembollere göz gezdirmeyi faydalı buluyorsunuz ve birkaç dakika yeterli diyorsunuz, bu doğru mu?
Cevap evet, biraz önce de dediğim gibi duyu organlarımızla alınan bilgiler beyine gidiyor, beyne giren her girdinin somut olarak çıktısını almıyoruz ama bilinçaltında kaydediliyor. Bir filmi izlerken saniyede tam net sayısını bilmiyorum. Ama birden fazla resim geçiyor , bunlar arka arkaya geçerken biz bunları hareketli olarak izliyoruz. Bu resimlerin arasına bir meşrubatın reklamı konurmuş. Biz bunu algılayamayız ama beynimize o görüntü ulaşır. Sinemada filmi izleyenlerin ara verildiği zaman hemen o meşrubatı almaya gittikleri gözlenmiş.
Demek ki o bilginin önemli olduğuna kendimizi inandıracağız ve kendimizi öğrenmeye hazırlayacağız. Frederic Vester’e göre isteksizlik, korku ve yabancı bilgi gibi uyaranlar stress mekanizmasını harekete geçirir, böbrek üstü bezleri adrenalin ve noraadrenalin salgılar. Beyinde sinaps denilen hücreler arası bilgi akışını sağlayan noktalar vardır. Tehlike sinyali oluşur ve düşünce durur. Çünkü stress hormonları sinapslardan akım geçmesini önler ve düşünce, öğrenme bloke olur. Artık öğrenci cam fanusla çevrelenmiştir, öğretmenden gelen bilgi fanusa çarpar ve geri döner.
Bu tip şeyleri hafife alıyor olabilirsiniz, diş macunu rehl anlarında diş macunu fırçanın üstünü tamamen kaplar, insanlarda farkında olmadan böyle yaparlar, aslında az bir miktar yeterlidir. Bu arada eğitimi insanlar olarak dişlerimizi koruyoruz değil mi? Sanırım öğrenmeye kendinizi hazırlayın derken haklılık payı olduğunu kabul ettiniz.
Bir öğrencimin İngilizce dersiyle ilgili sorunu vardı, derslere katılmaz ve bazen ders ortamını bile bozardı. Yıllardır İngilizce dersi onda negatif şeyler uyandırmış ve başarısız olmuştu. Daha sonra bunu aşmak için o sınıfa giren iki İngilizce öğretmeni çaba gösterdi. Bir ara aynı durumdaki arkadaşlarının yavaş yavaş başarmaya başladığını gördük. Daha öncede dediğimiz gibi gençler taşıtlarından daha çok etkilenir.
Derste soru sormaya başlamış, on anlamadım diyordu aynı şey dörtbeş defa tekrar ediyordu. En sonunda başka bir öğrenci yeter diyene kadar o soru sormaya devam ediyordu, stress mekanizması hala çalıştığı için ne kadar basitleştirerek anlatsam anlamıyordu. Çünkü kendini cam fanusla çerçevelemişti. Sonradan o sorununu da aştı başardı, başardıkça daha başarılı olma arzusu duydu. Öğrenmeyi engelleyen bir başka şey de ast sınıflarda öğrencilerin anlattıkları. Üst sınıftaki öğrenciler X sınıfının A dersi çok zor sandınız dedikleri zaman öğrenci üst sınıfa geçtiği zaman o dersle ilgili korku ve stress mekanizması devreye girdiği için daha başta düşünce ve öğrenme engellenmekte. Ama siz stress yönetimini bilen kişiler olarak onların cümlesini şöyle algılayacaksınız. Evet bu ders zor olabilir, benim kullanabildiğim sürece başarmak için yeterli potansiyelim var, zamanımı planlıyorum, ders çalışma tekniklerini biliyorum birazcık zorlansam bile başaracağıma inanıyorum.”
Üst sınıfların zararı sadece bununla kalmıyor, okullar son haftasıydı derse geldiğim sırada bir öğrenci bir ders kitabının yapraklarını koparıp koparıp sağa sola atıyordu. Bir arkadaşım Manisa’daki bir okuldaki idareci arkadaşımı ziyarete gitmiş, bu tatil başlangıcının hemen ertesine rastlamış, öğrenciler okulun son günü her yere zarar vermişler. Kitabı koparmaya okula zarar verdiren şey neydi? Üst sınıflardan gördüğü için oluşan okulun son günü böyle yapılır. İki kişi arasında genelevle ilgili konuşma geçmiş, biri diğerine geneleve gitmenin oluşturacağı zararları anlatmış, diğeri de onun söylediklerine karış fikirler sunmuş, o zaman biri diğerine sormuş geneleve gitmenin gerekliliğine seni inandıran kim? Diğeri cevap vermiş “abim”
Sınavlarda da stress başarıyı engelliyor, gene oyal mekanizma devreye girip bilgilerin akışını engelliyor, öncelikle kaygılanmasına sebep olacak düşünceleri çağrıştıracak ve sonucun olumsuz olacağına inanır. Sınav öncesi ders çalışmak ister ama bir engel çıkar, çok çalışır ama sınavda öğrendiklerini hatırlayamaz ya da basit yanlışlıklar yapar, soruda buna göre hangi sonuca varılamaz veya aşağıdakilerden hangisi parçada geçen bir bilgi değildir dese bunu sonuca varılabilir veya bilgidir olarak algılayabilir. Pek çok öğrenciye sınavının nasıl geçtiğini sorduğumda çok basit yerlerde hata yapmışım cevabını vermiştir. Sınava kadar bir öğrenci yapabileceğini yapmıştır, sınav başladıktan sonra kaygı duymanın bir faydası da yoktur. Olumlu yaşamanın gücünü kullanarak bunlardan uzak durmalıyız, güvendiğimiz insanlardan yardım isteyebibiliriz.
Verilen örneklerden anladığımız kadarıyla öğrenmede endişeye yer yok ancak bu kavramı keşke başka bir sözcük karşılasa ama endişe etmemiz gereken şeyler de var. Sanırım İngilizcede de bu ayırım yapılmamış çünkü Douglaj H.Brown, Principles of Language Learning and Teaching adlı eserinde öğrenmeyi etkileyen kişisel faktörleri sayarken endişeye de yer veriyor. Bunları facilititative anxiety ve debili tative anxiety olarak işliyor. Bir öğrenci sabahleyin derse geç kalmaktan, derste yapacağı uygunsuz bir davranışla öğretmenini üzmekten, arkadaşlarına kötü örnek olmaktan, ders araç ve gerçeklerini unutmaktan, derste dikkatini toplayamamaktan vb. Enndişe etmelidir. Bunlardan hedefi olmayan rüzgarda savrulan yaprak misali öğrenciler endişe etmez. Hedefi olan biröğrenci derse zamanında gelmesi , uygun davranışlarda bulunması, araç ve gereçleri getirmesi, arkadaşlarına iyi örnek olması, daha
verimli bir öğrenme için dikkatinin derst olması gerektiğini bilir ve buna inanır. Bunlarla yeni tanışanlar ise bir süre sonra bu şekil yaşamaya alışacaktır ve bu onun için bir yaşam biçimi olacaktır.
Biraz geride kaldı ama “derse motive olmanın ve öğrenmenin kalıcılığı için tekrarın önemli olduğunu söylediniz ve değişik şeyler önerdiniz, peki bunlara zaman yetermi” şeklinde bir soru vardı. Bir öğrenci düşünün bu öğrenci ödevlerini son ana bırakıyor, sınavlar yaklaşınca telaşa düşüyor ama siz farklısınız, 2000 yılında öğrencilerimizle uyguladığımız zaman planlaması modeline göre çalışıyorsanız.
Tercihinize göre seksen ve doksan dakika ders çalışıyorsunuz, en fazla on beş dakikanızı o günkü derslerin tekrarına ve ertesi günkü derslere göz gezdirmeye ayırıyorsunuz, on dakikada yatmadan önce aldığınız çalışma notlarına bakıyorsunuz toplam 125 dakika bu da iki saat beş dakika eder ve siz bunu hergün yaptığınız için kaygılardan uzaksınız, başarılısınız, iki saat beş dakika fedakarlık çok değildir, hem de asli görevinizin öğrencilik olduğunu hatırlıyorum. Kabaca xöğrencisini düşünelim, saat 16.45 de eve geldi. 17.15 - 18.30 arası dışarıya çıktı, arkadaşlarıyla görüştü, spor yaptı, 18.45-19.30 ile 19.45 -20.30 arası dersini çalıştı. Babası ticaretle uğraşıyordu ve bu sıralar eve geldi. 20.35 de akşam yemeğini yemek için bir araya geldiler. Saat 21.00 de en sevdiği televizyon programı vardı, ders çalışmasının ödülü olarak, zafer kazanmış bir kumandan edasıyla programı seyredebilirdi. Saat 22.45 de o gün çıkardığı ders notlarına beş-on dakika göz gezdirdi. Planladığı şekilde saat 23 de yattı. Bu arada canı istediği ister okuldan gelince bir sırada balkonda portakallı, greyfurt suyunu içerken isterse sevdiği programın
reklam arasında o günkü ve ertesi günkü derslere de göz atmıştı.
Ertesi gün dinç bir şekilde uyandı, teni ve güzel bir gün onu bekliyordu.
Yazarak çalışma ihmal edilmemelidir, cümlelerimiz kendi cümlelerimiz olmalıdır, kendi cümlelerimizi daha kolay hatırlarız. Soru cevaplı özetlerde gerek duyulursa çıkarılabilir. Kitaptaki önemli yerler çizilebilir, aklıma İngilizce derslerinde okuma parçalarında geçen yeni sözcükleri fosforlu kalemle / tektlimerla çizdirmem geldi. Bu kalem konusunda çok ısrarlıydım, bu kalemleri getirmeleri ve öğrenilen kelimelerin altlarını çizmeleri, onlara sınavda kolaylık sağlıyordu. Ayrıca kelimenin hangi bağlamda geçtiğini kolayca görüyorlardı.
Çok önemli noktalar ufak kağıtlara yazılmalıdır, bunlar bir paraya iliştirilebilir veya yapışkanlı kağıtlar bu iş için kullanılabilir. Bunlar sürekli gündem de kalarak gözümüz gördüğü sürece beynimize girdi yapar.
Yapmam gereken birşey bana söylendiğinde veya aklıma geldiğinde bunu bir yere yazarım, ama o kağıda bakmadan aklıma gelir, ya da yazdığım aklıma gelir, yazdığım şey de yapmam gerekendir. Belki de bilinçaltına önemli olduğu kaydediliyor ve unutulmuyor. Ayrıca bir yerde şöyle bir söz görmüştüm, unutmamak için kaydetmek lazım.
Arzu edenler yazdıkları notları yüksek sesle tekrar edebilirler. Uyumadan önce çıkarılan özetlere göz atılmalıdır. Dikkat ederseniz uyumadan önce seyrettiğimiz film veya konuşmalarınız, sizi uyku sırasında da etkiler. Buradan da şu anlaşılabilir. Uyumadan önce okuduklarımız beyinde daha kalıcı oluyor.
Bir öğrencinin derste öğrendiklerini ve daha önce çalıştıklarını hesaba katmayalım, bir akşamda öğrenci konuyu okuyor, kendi cümleleri ile not alıyor, çokönemli noktaları da yapışkanlı kağıtlara yazıyor, ara vermeden önce kısa bir tekrar, yatmadan önce çıkarılan notlara göz atıyor, görüldüğü gibi yapılan tekrarlar beyinde yer etmesini sağlıyor. Duyarak öğrenmeyi tercih edenler, çıkardıkları notları kendileri sesli olarak uyuyabilir yada bir başkasına okutabilir. Bir başka ise öğrendiklerini bir başkasına anlatırsa öğrenebilir. Öğrenme tarzı tercihine uygun tekniklerin sayısını arttırabilir.
Sınavlar öncesi çıkarılan notlara göz atılabilir, ama kitaptan okumak kafa karıştırabilir. Çünkü çıkarılan notlardaki bilgiler diğer bilgileri çağrıştıracaktır. Ben 172 sayfalık bir kitap okumuştum. Bu kitaptaki bilgileri kullanarak üç sayfa kadar tutan notlar almıştım. Ama oradaki her bir cümleyi üç sayfa anlatabilirim. Çünkü o cümle diğer bilgilerinde anahtarıdır.
Aksortişlerden istifade etmeliyiz. Hatırlamak istediğimiz sözcüklerin ilk harflerini kullanırız.
Örnek : Güney Marmara’nın göllerinin adları nedir?
Uluabat Sapanca, İznik-Manyas

 U S İ
Þ M
    Manyas
    İznik
    Sapanca
    Uluabat

İngilizce’de Eylül, Ekim,Kasım,Aralık ayları karıştırabilir, bunu lisedeki İngilizce öğretmenim söylemişti.
  S O N
Þ D
    December
    November
    October
    September


  

Üniversitede Uygulamalı Dilbilim dersinde motivasyon konusu vardı. Bunu şemaya döküp öğrenmiştim.
    Motivasyon   Motivasyon kaynağına
        göre
   Motivasyon çeşitleri
   (amaca göre)  Intrinc extrinic
       Örnek   örnek

  İnstrumental  Integrative Essimilative
açıklama açıklama açıklama

 İhtiyaç açısından
1. The Need For Exploration
2. The Need For Manipulation
3. The Need For Activity
4. The Need For Sitimulation
5. The Need For Kronuladge
6. The Need  For Ego-enchancement

Her bilgi öğrenilirken bu bilginin neyin bir parçası olduğu bilinmelidir. Uygulamalı Dilbilim dersinin ders kitabının dili çok ağırdı. Dilbilim dersinin ders kitabının dili çok ağırdı. Bazen gerginlik olduğu için alıcılarım kapanırdı, okurdum okurdum anlayamadım. Bazen de okuduğumuz cümleleri gayet güzel anlardım. Ama konu bitiminde aklımda sadece son cümle kalırdı. Her bilgi öğrenilirken bu bilginin neyin bir parçası olduğu bilinmelidir. Bu derste genel bir konu alt başlıkları onun alt başlıkları ve değişik yönlerden sınıflandırmalar ardından tekrar genel başlığın alt başlığı bu böyle sürüyordu. Sonra konuların şemalarını çıkardım.
Başlıklara kendi cümlelerimle açıklamalar yazdım, varsa örnek yazdım. Artık Motivasyon’un öğrenmeyi Etkileyen Kişilik Faktörlerinden altı faktörden biri olduğunu biliyorum. Daha sonra motivasyon tiplerini tanıyorum ve motivasyonun kişinin kendisinden veya dışarıdan bir sebeple oluştuğunu biliyorum. Artık hoca bana bir firmanın elemanlarını mesleki açıdan geliştirmeleri için yurtdışına gönderiyor dese, bende ona bu kişinin açıklamalarda bulunarak Instrumental ve extrinsic motivationu olduğunu söyleyebilirim. Şunu da ilave edeyim arkadaşlarla da birbirimize anlatırdık. İyice pekiştirdik. Aynı şeyi Türkçe derslerinde görüyoruz. Öğretmen verilen cümleyi, anlam, yapı, öğelerinin dizilişine, çatısına ve yüklemine göre yazınız diyor. Öğrenci belki hepsini gayet iyi iliyor olabilir ama aralarında bir anlam ilişkisi kurmadığı için soruyu anlamakta güçlük çekiyor.

BÖLÜMLERİ  ADALARI  GÖLLERİ
Güney Marmara  Marmara  Uluabat
Çatalca Kocaeli  Avşa   Sapanca
Ergene   Paşalimanı  İznik
NÜFUSU ÇOK   İmralı   Manyas
ŞEHİRLER   İstranca Ada. B.Çekmece
İstanbul   Gökçeada  AKARSULARI
Bursa    Bozcaada  Susurluk
İzmit       Sakarya
Gebze       Meriç

KÖRFEZLERİ  MARMARA  DAĞLARI
Gemlik   BÖLGESİ  Uludağ
Bandırma      Istranca
Erdal       Kaz
İzmit       Samanlı
Saros




     SÖZCÜK TÜRLERİ

Fiiller  İsimler Sıfatlar Zamirler Zarflar Edatlar Bağlaçlar Ünlemler
(Eylemler) (Adlar) (Önadlar) (Adıllar) (Belirteçler) (İlgeçler)


  ANLAMLARINA GÖRE    YAPILARINA GÖRE

Varlıklara Varlıkların Varlıkların Basit İsim Türemiş Birleşik
Verilişine oluşlarına sayılarına isim isim
göre göre göre

özel cins somut soyut Tekil coğul topluluk
isim isim isim isim isim isim ismi
          isimden sıfattan fiilden yansımadan
türemiş türemiş türemiş türemiş
isim isim isim isim

Bu tip çalışmalar öğrencinin konuyu bütün olarak görmesini sağlayacaktır.
  
Bazen de yanlış çıkarımlar yapabiliyor. Ali okula gitti. Cümlesinde gitti yüklemdir. Cümleyi yüklemine göre incelersek bir fiil/eylem cümlesidir. “Gitmek” olarak sözcük türleri açısından fiildir. Öğrenci cümleleri öğelerine göre incelerken veya sözcük türüne bakarken fiil/eylem ile yüklemi birbirinin yerine kullanabiliyor. Diğer bir konuda her yüklem fiil/eylem değildir. Ali öğrencidir (yüklem) bu cümleyi yüklemine göre incelersek isim cümlesidir.
Derslerde uygulamaları mutlaka yapılmıştır. Derste de öğretmenin ve arkadaşlarının yaptığı alıştırmaları dikkatle incele, sende katılmaya çalış, Türkçe dersinde bir cümleyi incelemek isteniyorsa, sen kalk yap. Fen Bilgisi dersinde bir problem sorulmuşsa kalk çöz, İngilizce dersinde yapılan alıştırmalara aktif olarak katıl, Arkadaşlarım bana gülerse, ya yanlış yaparsam gibi düşüncelerden uzaklaş. Hem yanlış yapsan bile doğrusunu öğrenirsin. Gene kendimden ve uygulamalı dilbilim dersinden örnek vermek istiyorum, öğrenme stratejileri diye bir konu vardı. Buna kabaca bir kişinin bir şeyi öğrenirken kullandığı teknikler diyebiliriz. Bir tabloda da bunların neler olduğunu kitapta verilmiş. Derste değişik öğrenci tipleri ve durumları oluşturduk. Öğretmenimiz verilen bilgilere göre hangi stratejilerin kullanılacağını anlattı. Sınıftaki öğrenciler değişik örnekler yaptı. Sınavda da buna benzer soruları sorulmuştu. Ben öğrenme stratejilerini çok iyi bilebilirim, kitabı satır satır okumuş olabilirim. Ama derse gelmeseydim veya gelipte başka şeyle uğraşsaydım, kişilere ve durumlara göre stratejilerin belirlenmesini öğrenemezdim.
Demek ki dersi derste öğreneceğiz, öğrenirken öğrendiğimiz bilginin önemli olduğuna inanacağımız böylelikle beynimiz alıcılarını daha iyi aşacaktır. Daha sonra ne kadar çok tekrar edersek unutma azalacak ve öğrenme verimimiz artacaktır. Artık alıştığımız sadece ders kitabını okuyarak ders çalışma tekniğinin tek başına yeterli olmadığını biliyorsunuz. Kendimize ders çalışmak için bir defter edinin veya Cumhuriyet Caddesi’nde toptan kirtasiye malzemesi satan yerler var, orada beyaz parşömen kağıdı, 950.000, 175 tanelik 300 tanelik başka bir marka kağıt 2.500.000 TL idi. Daha ekonomik olsun derseniz sarı yada samanlı kağıt tabir edilen kağıtlardan alabilirsiniz. Önemli noktaları yazacağız. Yapışkanlı kağıtlar temin edin, önemli yerlerin altını çizmek için fosforlu kalemler, not alırlar, özet çıkarırken kullanmak üzere renkli kalemler temin edin. Kendinize klasör ve cep dosyaları edinin derslerde öğretmenin verdiği fotokopileri, değişik kaynaklardan çektiğiniz fotokopileri daha sonra çıkardığınız saklanması gereken çalışma kağıtlarınızı vb. Koyun. Yoksa herbiri başka bir yerdeki kağıtları bulmanız zor olur.
Odanızda bir panonuz olsun, panonuzda haftalık ders programınız, sınav tarihleri,yapmanız gereken ödevler olsun. Üzerinde haftanın günleri yazan bir tablo hazırlayın ve yaptığınız ders çalışma ve gelişim faaliyetlerinizi kaydedin.
Bunu yapmalarını öğrencilerine tavsiye etmiştim. Böylelikle kendinizi takip etmiş olursunuz, bunu bazı öğrenciler gereksiz bunda, A.B.D. li Profösör Reberrca Ç.Oxford’da “Weekly Schedule” adlı benzer çalışmayı tavsiye ettiğini geçenlerde kitabında gördüm. Demek ki yaptığımız bu çalışmanın bir faydası var ki A.B.D.’de uzmanlar aynı şeyi tavsiye ediyor. Hem hiçbir faydası olmasa bile insan ne kaybeder? Haftalık ders çalışma takip çizelgerinizide panoya koyun. Sizi motive edecek güzel sloganlar bulun ve onları görebileceğiniz bir yere asın, Matematik ve Fen Bilgisi derslerinde öğrendiğiniz formülleri , İngilizce derslerinde yeni öğrendiğiniz kelimeleri, küçük kağıtlara aldığınız notları hep panonuza koyun.
Fen Bilgisi ve Matematik derslerinde öğrendiğiniz konularla ilgili bol bol sorular çözün, bu sınavda çıkacak soru çeşitlerine sizi aşina kılacak ve çözme sürenizi azaltacaktır.
Diğer derslerde özet çıkarın, şemalar çıkarın, aksarti, (Geç harfleri kullanmak) lerden faydalanın küçük kağıtlara notlar alın, önemli noktaların altını çizin, varsa kitapların bölüm sonlarındaki özetleri okuyun varsa soruları çözün, zamanımız müsaitse yardımcı kaynak ve warkbooklardaki alıştırmaları yapın, isterseniz yazdıklarınızı sesli olarak tekrar edin, bir başkasına anlatın, bir başkasından dinmleyin, kendi öğrenme tarzınıza göre kullanacağınız teknikleri arttırabilirsiniz. Son paragrafta anlattıklarımı okumuştunuz ama tekrardan zarar gelmez.
Bazı öğrenciler için bilgisi zihninde canlandırması zihninde betimlemelesi, duygularını işin içine katması onun öğrenme performansanı arttırabilir. Çalıştığımız ortam düzenli olmalıdır. Odamız havalandırılmış ve toplu olsun.
Unutmayalım, bütün bunları yaparken stress ve kaygıdan uzak durmalıyız.
Bunlar öğrenmemizi engelleyebilir. Bilinçaltına hep olumlu mesajlar göndermeliyiz, işlerimizi zamanında yapmalıyız, ertelenen şeyler amacımıza ulaşmayı da erteler, öğrendiğimiz şeyin önemli olduğunu düşüneliyiz, buöğrenmeyi kolaylaştıracak ve o bilginin uzun süreli hafızaya kaydını sağlayacaktır.
Öğretici ile iyi ilişkiler kurmamızı faydalı buluyorum. Bu derste alıcılarımızın açık olmasını sağlayacak ve ders dışı zamanlarda daha kolay yardım ve ders dışı zamanlarda daha kolay yardım istememizi ve danışmamızı sağlayacaktır. Sırası gelmişken bir kere daha söylemeliyim.
Dersi derste öğrenmeliyiz. Derste dikkatimiz derste olmalıdır. Zihnimizi , çalacak zilden, şimdi burada oturmak yerine basketbol oynasam düşüncesinden, arkadaşıma nasıl bir şaka yapsam planlarından vb. Uzak tutmamalıyız. Atletizm müsabakalarında atletler koşu öncesi sadece başlamak için tabancanın patlama sesine odaklanmıştır.
Buna algıda seçicilik diyoruz. Biz de derste en yüksek düzeyde verim almaya çalışmalıyız. O zaman ders dikkatimiz esnasında derste olmalıdır.
İyi alışkanlıklar edinin ve kötüleri başından terkedin zararlı alışkanlıklardan kurtulmanın yolu onu bırakmaktır. Öğrenme performansını azaltan şeyleri tespit edip onlardan vazgeçilmelidir. Burada insanı yanıltan düşüncelerden biri de başkaları yapıyor, düşüncesidir. Bu konuda zig ziglerinin Zirvede Görüşürüz adlı kitabında başkaları yapıyor düşüncesiyle hareket edenlerin uğradıkları zararlar anlatılıyor. Bunları okuyabilirsiniz. Her ne kadar başkaları yapıyor düşüncesinden uzak durmamız gerektiğini söylesem de bir başkası bu düşünceye sahip olabilir, bizim yaptığımız olumsuz bir davranış bir başkasını veya bir topluluğu olumsuz etkileyebilir. Pek çok velimden yapılan gezi ve piknikler sonrası öğrencilerin öğrenme ve çalışma performanslarının arttığını duymuşumdur. Ama bir gezinin gerçekleşmesini engelleyen veya velisine dahi söylemeyen, katılmayarak demek ki katılmamak oluyormuş diye diğer arkadaşlarının yanlış düşüncelere kapılmasını sağlayan öğrenciye neyi kazanmış, neyi kaybetmiş ve neyi kaybettirmiştir? Bunun yanında Bursa-Ayvalık arasında sadece gidiş ücretinin beş milyon lira olduğu bir dönemde 8 milyon lira ile harika bir gün geçiren sosyal ve kültürel gelişimine katkıda bulunan, grupla hareket etme, bağımsız iş başarma becerisini kazanan, Susurluk’ta ayranını içen, kazdağları milli parkında kahvaltı sonrası doğa ile başbaşa kalan, Akçay’da Sarıkız efsanesini öğrenen, Cunda Adası’nda teknik turuna çıkan, denizin ortasında mangal keyfini yaşayan , Ayvalığın tertemiz sularında yüzme fırsatı bulan, Burhaniye -Ören’de akşam güneşinin batısışını izleyen, dönüşte gene Susurluk’ta köpüklü ayranını içekken neşe içinde arkadaşları ile sohbet edip akşam yemeğini yiyen, arkadaşları ile dostluğunu pekiştiren, öğretmenini daha yakından tanıyan, değişik bir ortama girip, hoşuna giden şeyleri yapıp, eğlenen, ruhsal gerginlikten uzaklaştığı için derslerine daha bir sıkı sarılan çevresi ve iyi bir örnek teşkil eden öğrenci ve unun velisi neyi kazanmış, neyi kaybetmiştir?
Doç. Dr. Münire Erden ve Doç. Dr. Yasemin Akman’a şöyle ifade eder. “Öğrenciler üyesi bulundukları topluma ait olduklarını hissetmek isterler. Okul ortamında öğrenci, öğretmeni ve arkadaşları tarafından benimsendiğini, sınıfın bir parçası olduğunu bilmek ister. (1977)
Bir sınıfta derslerinde başarılı ve güzel davranışları olan bir grup öğrenci ile derslere ilgisiz uygunsuz davranışları olan bir öğrenci vardı. Bu iki grubun haricinde bir grup vardı. Bu gruptakiler kendilerini kabul ettirebilmek için uygunsuz davranışları olan öğrencilerin davranışlarını taklit etmeye başladılar. Böylelikle sınıfın %70’I arzu edilmeyen çizgiye geldi. Ama kalan %30 gene o sınıfın parçasıydı ve diğerlerine yine saygı görüyordu. Belki bu uç bir örnek ama sınıfınızda gene sizlerle beraber olan çok sevdiğiniz ama doğru olmadığını bildiğiniz şeylerde ise geri planda olan arkadaşlarınız var, onları gözlemleyin. Sizde varlığınızı kabul ettirmek için toplumca değer kabul edilmeyen davranışları yapmak zorunda değilsiniz. Deneyin bir çizginiz olduğunu,belirli bir tavrınız olduğunu arkadaşlarınız farkederse (birazcıkda dersleriniz iyiyse) sizi daha çok benimseyeceklerdir. Eğer doğru olmayan davranışlarınız varsa bunları terkedin, sakın başkasını da alet etmeyin, diyelim derse girmeyeceksiniz, başkalarını da buna ortak etmekten kaçının, (insan yanlış olduğunu bildiği birşeyi yaparken rahatsız olur, başkalarının da yapması onu rahatlatır.)
Bir grupta yer edinmek için yanlış olduğunu bildiğiniz şeyleri yapmaktan sakının. Lisede iken bir arkadaşım alkollü bir içki almış bana benden kimsenin şüphelenmeyeceğini ve içkiyi okula sokmamı söyledi.
Ben bunu yapmak istemediğimi söyledim. Arkadaşım anlayışla karşıladı. İçkiyi sokmadığım ama sınıfta ki yerimi koruyordum. Sanırım ne demek istediğimi anladınız. Güzel davranışlar ve başarma çabası sizi yüceltecektir.
İnsanın elde ettiği şeylerin veya karşılaştığı olayların sebeplerinden biri de tercihleridir. Bir insan bir alışkanlığı edinmesi tercih ettiğinde, bunun sonuçlarını da kabullenmiştir. Şöyle bir cümle okumuştum, “iyi alışkanlıkları elde etmek güç olabilir, ama onlarla yaşamak kolaydır. Kötü alışkanlıkları ise elde etmek kolay olduğu halde onlarla yaşamak güçtür. Düzenli ders çalışmayı alışkanlık haline getirmek isteyen bir öğrenci kendine bir hedef belirliyor. Ulaşmak için istek duyuyor, içindeki ümidi besliyor, zamanını planlıyor, içindeki ümidi besliyor, zamanını planlıyor kendine uygun teknikleri kullanarak ders çalışıyor ve bunu kararlılıkla sürdürüyor. Bunlara alışana kadar biraz güçlük çekebiliyor. Ama sınavlar yaklaştığı için kaygıya kapılmıyor. Yavaş yavaş başarmaya başlayınca özgüveni artıyor ve mutlu oluyor, zamanını planladığı için değişik sportif ve sosyal faaliyetlere katılabiliyor. Veli-öğrenci arasındaki ders çalış sözleri ve arkasından gelen çatışmalar sona eriyor, önemlidir - değildir. Nesneldir - özneldir tartışılabilir ama ölüme değerlendirme sisteminin sonucunu yansıtan karneyi alınca öğrenci mükemmel bir karne olmasa da elinden gelen gayreti göstermiş olmanın huzuruyla yaşıyor.
Düzenli bir hayat yaşadığı için yetişkinlik döneminde de iş hayatında, çevreyle ilişkilerinde, aile hayatında başarılı oluyor. Bunları okurken bile yüzünde golümere ve içinizde bir ferah duygusu oluştuğunu zannediyorum. Her zaman olumlu yaklaşımda bulunmak tercih edilmelidir. Ama büyüklerimiz ibret almak için hastaneleri, cezaevlerini ve mezarlıkları örnek göstermiştir. Bir de yukarıda anlatılan öğrenciye benzemeyen rüzgarlarda bir oyana bir buyana savrulan yaprak misali bir öğrenciyi canlandırın, hangi yaşantı daha kolayı hangisi daha zor?
Zararlı alışkanlık deyince ilk aklımıza yaygın olduğu sigara gelir. Böyle bir öğrenci için harçlığından sigaraya para ayırması gerekecektir, okulda içemez, kendini tehlikeye atarak tuvaletlerde içmeye çalışacaktır. Erkekse askere gittiği zaman belirli zamanlarda ve ortamlarda içemeyecektir, sağlığına dolaylı ve doğrudan verdiği zararı ve maddi-manevi diğer kayıpları da siz ilave edin.
Zararlı alışkanlıkları bize cazip gelebilir, çevremizde ki insanlar zig zigların ifadesine göre, uyuşturucu kullanımı, sarhoşluk, evlilik dışı cinsel ilişkiler, gibi olayların olağan, sıradan olduğunu kabul ettirebilir, kabullenmişlik fiiliyatı / eylemi getirebilir. Bunun yanında pembe dizi arkası yarın olarak tabir edilen filmlerde toplumca değer kabul edilmeyen davranışlar olaylar vardır. Oradaki kişiliklerle seyirci kendini özdeşleştirebilir. Hep kötü olaylar meydana geldiği için insanları olumsuz düşünce tarzına sevkediyor. Televole tarzı programlarda içkiyi su gibi tüketen insanlar, sadakattan uzak beraberlikler, nikahsız beraberlikler, küçük menfaatler için televizyon ekranlarından birbirlerini suçlamalar vb. Liste uzayıp gidebilir ama kötüyü fazla betimlemek iyi bir şey olmasa gerek.
Bir de delikanlılığın kitabını yazarlar, akıllı olmadığı belli olan yürekler, kapan kuranlar var. Vurmanın kırmanın, zorbalığın değer akçe olduğu diziler var. Buradaki karakterler ilgi görüyor ve yaptıkları hoş karşılanıyor, bazen yaptıkları destekleniyor. Keşke insanlar biraraya geldiği zaman “dün TV’de çok güzel bir belgesel vardı, ben de kitapçıda çok güzel kitaplar gördüm. Benimkiler istiyor, seninkileri de al hep birlikte denize gidelim vb. Konuşmalar geçse.
Bunlar olmuyor diye Robinion Crowise gibi kendimizi toplumdan soyutlayıp yaşayamayız. Ailemizin diğer fertleri bunları seykediyosa, sınıf arkadaşlarımız her fırsatta erotik fıkralar anlatıyorsa bunun bilimsel gerçekliği var mı bilmiyorum ama şahsi kanaatim kendimize bunların yanlış olduğunu ve sakınmamız gerektiğini telkin etmeliyiz. Minübeste giderken insana karamsarlık aşılayan bir arabesk parçası çalıyor olabilir, burada da kendimize bunu telkin etmeliyiz. Yoksa beynimiz aldığı bilgileri kaydeder, bilinç altımıza yerleşebilir. Düşük bir not alınarak her zaman olumlu tatsız bir olay yaşan bir kişi sonrası her zaman yaptıklarının aksine olumlu yaklaşmayabilir. Ama biz bu noktada beynimizin alıcılarını bir şekilde zararlı şeylere karşı kapatmalıyız.
Biz nasıl olmasını istersek, nasıl inanırsak kendimizi öyle yönlendiririz. Zararlı alışkanlıklara karşı sigortalamış oluruz. Kendimizi de bilinçaltı kayıtları uykuda da devam eder, A.B.D. de bir katilin populer bir şarkının etkisinde kaldığı gece yatarken radyosunun açık bıraktığı bir gece bu şahsın dinlediği radyo kanalından birkaç kez çalındığı ve sabahleyin kalktığında bir kaç kişiyi öldürdüğü tespit edilmiş.
Başkaları yapıyor düşüncesinden ve toplumda yer edinmek uğruna yapılan yanlış fiillerden sakınırsak çok kazançlı oluruz, inanın arkadaşlarının söze saygı duyacaktır ve örnek davranışlarda bulunduğumuz için onlara yardım da etmiş oluruz. Onlar belki sizi örnek alıp zararlı alışkanlıklardan kurtulacaktır. Doğru bildiğinizi yaparak kendinizi zararlı alışkanlıklardan koruyacak, örnek davranışlarınızla başkalarına da yardım etmiş olacaksınız aslında en büyük yardımı kendinize yapmış oluyorsunuz, güzel davranışlarınızı sigortalıyorsunuz, hem de fazla çaba harcamadan.
Açıklama, ilave:
Bunu yaparken “şunu yapma” dersek beyin “yap” anlayabilir. Onun yerine “ben bunun yanlış olduğunu biliyorum”, “bundan sakınmalıyız” Ben bazı sadece “hayır” diyorum veya sizin aklınıza gelen olumlu anlamlar taşıyan cümleleri tercih etmeliyiz.
Bir sorunu ile ilgili olarak bir öğrenci ile sürekli görüşmeler yapıyordum. Öğrenci bu sorunlarıyla başa çıkmasını öğrendi, olumlu değişiklikler gösterdi ve bir arkadaşının örnek davranışlarının çok etkisi olduğunu söyledi.
Çok başarılı bir sporcu varmış, zamanla zararlı alışkanlıklar edinmiş, gece hayatına alışmış, sonra parası ve yeteneği bitmiş, bir günübir gazeteci bu mesleğinin zirvesindeyken ayaklar altına düşen sporcuya paralarını harcamaktan pişman olup olmadığını sormuş, sporcu ise şöyle bir cevap vermiş “Hayır, paramın bir bölümünü harcamaktan pişman değilim. Fakat kendimin bir bölümünü harcadığım için çok pişmanım.”
Nasıl her bir tekrar o bilginin kalıcı olmasını sağlıyorsa, o alışkanlığımız, tekrar ettikçe o alışkanlığımız kalıcılaşır.” Ama hiç birşey için geç değildir, zararlı alışkanlıklarımızı tespit edip ondan vazgeçebiliriz. O alışkanlığın iyi ya da kötü alışkanlık olmasına göre, o alışkanlık kişiyi ya hedefe ulaştırır, ya da bulunduğu noktadan daha aşağılara iter.
İyi alışkanlıklar, güzel davranışlari biz başkalarının gözünde de yüceltir. Bu bizim başarımızı da arttırır. Diyelim ki bir öğrencinin yazılı sözlü varsa ödev notu ve ortalamayı hem 3 e hem de 4 e yakınsa, öğretmen son sözlü notunu karne notu 4 olacak şekilde verecektir. Öğretmen, “bu öğrenci derslere devam etti, ödevlerini yaptı, çok efendi, saygılı, .....” diye aklından geçirecek ve notu karnesine dört gelecektir. Gençliğin kıymetini bilmek gerekir, bir kaç yıl önce yüzmek için havuza gittim, 22-23 yaşlarında bir kişi yanında da 14-15 yaşlarında iki genç geldi. Biri birine su attı, mesele büyüdük tartışmaya başladılar, biri diğerini büyük olana şikayet etti, o da ikisine de sert tepki verdi, eğlenmek için geldikleri yerde moralleri bozuldu, halbuki gençler bunun tadını çıkarmaya çalışmalıydı. Büyük olan ise meseleye müdahil olmamalıydı.
İnsanın genç olduğu dönemde dediğimiz gibi gençliğinin tadını çıkarmak, tabii ki zamanının bir kısmını kültürünü geliştirmeye, güzel şeyler öğrenmeye, derslerine çalışmaya ayırması gerektiğini bilmeli.
İnsanın bir ciddiyeti olmalı,ciddiyet kavramını insanın diğer insanlarla olan ilişkilerinde belirli bir sınırı olması anlamında kullanıyorum. İnsan içinde sevgi hisleri olduğu sürece hayatın bir anlamı olur. İnsanlar arasında sevgi ve saygı olmalı, bir kardeşlik olmalı, kardeşlik illa kan bağıyla olmaz, aralarında çok güzel dostluklar olan komşular, arkadaşlar görmüşsünüzdür. Belki sizde bunları yaşıyorsunuzdur. Bir ortama girildiğinde olur olmaz konuşmalardan kaçınılmalı. Konuşmuş olmak için konuşmaktan sakınılmalı. Söyleyeceklerimizi zihnimizde tasarlamalı ve düşünerek konuşmalıyız. Lüzumsuz ve nereye vardığı belli olmayan sözler sahibinin değerini düşünür. Dinlemeyi öğrenmekte önemlidir.
Davranışlarımızda da dikkatli olmalıyız, birlikte olunduğunda eğlenmek moral bulmak, gerginliklerden arınmak için fırsatlar aranmalıdır. Ancak bunları sululuk noktasına getirmekten sakınılmalıdır. Güzel sözler, güzel davranışlar bizi yüceltir. Bir gezi dönüşü rehber, şu uzun boylu olanı çok takdir ettim, belli bir tavrı var, onu hep koruyor, öyle kişilerle gezi bir zevktir demişti.
Yapılan şakaların öğrencilerim için güzel şeyler söylenmesi benim ve hoşuma gider. Hayatın onlara gülmesini, kötülüklerden uzak olmalarını, hep iyi şeylerle karşılaşmalarını dilerim. Yapılan şakaların bir ölçüsü olmalıdır. Kişilerin zaafından yararlanmaktan sakınılmalıdır. Bir öğrenci çok gıdıklanıyor, veya böcekten korkuyor olabilir. Diğer öğrencilerin buna eğlence ararı yapması yanlıştır. Uygunsuz sözlerden, avam tabir ile eşek şakalarından uzak durulmalıdır. Bir okulda bir öğrenci başka bir öğrencinin kravatından şaka yapmak için tutmuş, arkadaşı “yapma-etme” dedikçe, diğeri aldırış etmemiş, en sonunda öğrenci yere yığılmış ve öldüğü anlaşılmış. Bu arada oynayan oyunlara da dikkat edilmeli, örneğin uzun eşek oyununda doğrudan bele yüklenilmekte, bu sinir sistemine zarar vermekte, hatta sakatlığa yol açabileceğini duymuştum.
Bir de dersler esnasında biri birine birşey söylüyor, veya ona bir hareket yapıyor” o da ona karşılık veriyor, derse olan ilgisi dağılıyor, bu arada ders ortamı bozuluyor, öğretmen müdahale ediyor böyle devam ediyor, halbuki aldırış edilmezse ilk başlatan amacına ulaşamamış olur. En azından ders ortamı bozulacağı için öğrenci varsa öğretmenine ve arkadaşlarına olan saygısı dolayısı ile ona karşılık vermemelidir. Bazen de biröğrenci başka bir öğrenciye el sahası yaparak rahatsız ediyor, öğretmen de arkadaşını rahatsız etmemesi için uyarıyor. O da arkadaşının ses çıkarmadığını söylüyor. Halbuki o ses çıkarmıyorsa, rahatsız olmadığı için değil arkadaşını kırmamak için ses çıkarmıyordur. Bizim de böyle ince düşünceli arkadaşlarımızı üzmemiz hoş olmaz.
Ben bu bu durumları şuna benzettim, biri birine gül uzatıyor diğeri de ona gül uzatıyor ama dikenlerini batırarak, size iyilikle yaklaşanlara siz de iyilikle yaklaşın dostluk arkadaşlık kardeşlik öyle basitşeyler değildir. Bunların hiçbiri olmasa bile insan olduğu için değer vermeye değer. Lise’de öğretmenimiz defterimize bir İngilizce bir de Türkçe cümle yazdırmıştı. Ona da öğretmeni söyleyiş., “To err is human, to forgive is divine” “İyiliğe karşı iyilik her kişinin işi, kötülüğe karşı iyilik er kişinin işi” İnsan ona kötülük yapana bile iyilikle yaklaşacaksa pekçok ortak paydaları olduğu , aynı ortamı paylaştığı ona değer veren arkadaşlarına, öğretmenlerine, anne ve babasına değer vermelidir. Her söylediğimizin veya yaptığımız davranışın vermek istediği mesaj vardır. Bazen de bizim ne söylediğimizden çok karşımızdakinin ne anladığı önemlidir.
Bir gün babalarının doğum günü için aile fertleri bir araya gelmiş, Babada gecenin sonunda kırk yılı aşan hayatında neler öğrendiğini anlatmak istemiş, çocuklarından biri ise anlattıklarına lakayıt kalmış, baba da bundan rahatsız olmuş ve o gecenin güzelliğine gölge düşmüş. Diyelim küçük kardeşimiz bir resim yapmış, bunu bize gösterdiği zaman ona değer verdiğimizi hissettirmeliyiz, bizim için önemli olmayan birşey karşımızdaki için çok önemli olabilir. Derste gizlice bir başka dersin ödevini yapan, arkadaşının yaptığı harekete daha fazlasıyla cevap veren, camdan dışarıya bakan,ders araç ve gereçlerini örneğin textliner’ını getirmeyen, sınıfça yapılan çalışmalara katılmayan öğrencinin dersi önemsemediği anlaşılabilir. Her ne kadar öğrenci bunu kabullenmeyecekse de, verdiği mesaj budur.
Bir pazar sabahı performans geliştirme ve değerlendirme borularında Marmara Üniversitesi’nden bir uzmanın bilgi vereceği yere gittim. Organize edenler belki katılımcıların toplanması için yarım saat önce başlangıç saatini bildirmiş olabilir, bir saatten fazla zaman geçtiği halde konuşmacılar gelmedi, bir katılımcı “bunlar büyük bir firmaya gitselerdi, kimse onları ciddiye almazdı, aslında bizim de kalkıp gitmemiz lazım” dedi. Sonunda gelebildiler,ama verdikleri mesajdan şunu anlamıştık. “Bu adamlar ciddiye alınmaz, işlerini ciddiyetle yapmıyorlar ve yeterince değer vermiyorlar, sözde performans değerlendirmesini anlatacak bu insanlardan beklediğimiz performansı elde edemeyiz. “
NLP sistemi/Neuro Dili Programlaması uzmanlarınında tasdik ettiği bu kurala veliler de dikkat etmeli, O gün işyerinde çok ciddi sorunlar yaşamış, çok yorulmuş veya birine kızmış olabiliriz, akşam eve geldiğimizde, çocuğunun “anne-/baba bugün okulda İngilizce öğretmenim yaptığım ödevin çok güzel olduğunu söyledi, resim öğretmenim yaptığım çalışmanın sergiye katılacağını söyledi” Buna önerilen cevap “aman ne yapayım” “beni rahat bırak, bugün çok yoruldum.” “Bahadır Bey beni arayacaktı, aradı mı?” olursa buradan verilen mesaj nedir? Biz olsak ne hissederiz?
Kişi isterse ders çalışmamak için pek çok bahane bulabilir. Ders çalışmak için belli şartların olmasını bekliyor olabiliriz. Ancak bu şartlar bizim zihnimizdedir. Bunları değiştirebiliriz zaten iradenizi kullanarak pek çok şeyi başardınız. Bir kaç kez denedikten sonra istersek bu engelleri kaldırabiliriz.
Diyelim hava kararmadan ders çalışmaya başlayamıyoruz, bu durumda kendimizi bunun doğru olmadığına inandırmalıyız. Bir kaç kez hava kararmadan çalışırsak , bu engeli de zihnimize doğru mesajlar gönderirsek bertaraf etmiş oluruz.
                                                                                                                     

  Özgür ERAKKUŞ


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret1195092
Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 36° 19°